Benden karıldı her bir paresi…
Benden bir parça, her taşı…
Denize bakar onda, ben…
Dün bugün hep kanar bende o…
Ve kafa tutarım tarihe bir duvar gibi,
Ondan örülmüş, inatçılığından…
Rüzgar alır eteğimi bağrımı,
Müze olur neyim varsa berimde…
Bir fener olmayı isterdim daha çok…
Kendi ışığı nasıldır hiç bilmeyen…
Gemiler sağsalim kavuşsun limana yeter…
Esir etmesin fırtına, şirin çocukları…
Ben yitik, ben garip, ben denizsiz bir defa…
Püfür püfür olmaz hiç, bizim buralarda yel…
Keçiler tanıdım daha çok ve çoban çocukları…
Hepsinde bir içimlik bir ömür sezdim…
Yıkıldı yıkılacak mıyım?.. Kaldı kalacak mı…
Kısıktı zaten sesim, taaa baştan beri…
Toplarım da oldu, gülle de yedim…
Sarnıçlarım da oldu, kuyularım da benim…
Günün doğuşunu da bilirim, gecenin çöküşünü de…
Belki Dalgacı Mahmut ben'im, göğü boyarım…
Sizse toprak yollarında bu küçük şehrin,
Uzaktan görüp beni, neler hissedersiniz kimbilir…
Buna derler herhalde uzaktan sevmek diye,
Al'ınız al'ım, mor'um olur birden morunuz…
Ayrı ayrı severim herbirinizi…
Gizli gizli izlerim, ruhunuz duymaz…
Yalnızlığımdan karılmıştır harcımın tümü,
Her bir parçam, bilmezsiniz, yalnızlık kokar…
Efkarlı geceler olur, dalıp gidersiniz ya;
İşte o zaman ne varsa bende, siz de onu hissedersiniz…
Arınacağım birgün, harcımdan, her bir taştan,
Yıkılarak o şehrin tam da orta yerine…
Karışıp toprağa, doğduğum yere yani,
Yalnızlığımı bir kenara, üstünüze atacağım…
Ve yalnız kalacaksınız… Bir kale gibi yalnız!..
Ve fener olmak isteyeceksiniz daha çok…
Düşünsenize; sokaklarda binlerce kale…
Ancak toprak olduğunuzda kurtulacaksınız…
Ulaş Başar Gezgin/22.07.2001
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment