Monday, November 19, 2007

Kükürtlü Sokak


Cahit Mervan


Bitlis’in Kurubulak semtinden Hersan Mahallesi'ne yokuş aşağı indiğiniz zaman, kükürt kokusu sizi alır eski zamanlara götürür. Yüzünüze hafif bir serinlik çarpar. Koku genzinizi yakar.
Kükürdün kaynağı ise eski yapı evlerin çepe çevre sardığı sokakta herhangi bir nedenden dolayı açılmış bir çukurda maviye de çalan sarımtırak topraktır. Kükürt kokan sokağı her gün uygun adımlarla arşınlayıp geçen yaşlı bir adam vardı. Şose yolun davetsiz misafirleri olan taşları usulca kaldırıp kenara koymak bu yaşlı adamın en büyük özelliğiydi. Kimseyle pek konuşmazdı. Karşılaştığı insanlara göz ucuyla bir bakış fırlatır, usulca bir selam verir, yoluna devam ederdi. O mu başkalarıyla göz göze gelmekten kaçınırdı, yoksa mahalle sakinleri mi? bilinmez...
Ona kimi lakaplar takan mahallenin çocukları bazen de arkasından koşar, „gavur“ diye taşlarlardı. Bu durum mahalle sakinlerinin tepkisini çeker, çocuklar engellenirdi. Yaşlı adamı taşlamaktan vazgeçen çocuklarsa hiçbir şey olmamış gibi tekrar kendi düyalarına dönerlerdi. Bu durum hemen hergün bir ritüel gibi tekrarlanırdı. Çocuklar, sıska yapılı, kafasında sekiz köşe şapka olan, mavi gözlü, 70’ine merdiven dayamış yaşlı adamı kovalamaktan bıkmazdı.
Yaşlı adamsa kükürt kokan sokağın taşlarını temizlemekten vazgeçmez, gönüllğ olarak yaptığı işinden bıkmazdı. Hersan Mahallesi’ne inen sokağın başında sağ tarafta cami, onun hemen bitişiğinde ise Şerafhanlar’a ait bir kümbet vardı. Caminin karşında bir bakkal, onun yanında da cenazelerin yıkandığı musalla taşı ve içinde abdest alınan bir avlu vardı. Hemen yan tarafta da bizim bir akrabanın evi ve babamla amcamın ortak olarak işlettikleri fırınımız vardı.
Evimiz fırının üstünde karşı dağlara bakan bir seyran gibi duruyordu. Ve usta ellerin yonttuğu kesme taşlarla yapılmış dizi dizi evler, onlara her mevsimde kasvetli bir hava veren asma bahçeler sokak boyu kendisini hissettiriyordu. Sokak, bir yılan kıvraklığında bükülüp sona yaklaştığında Hersan Çayı'yla kesişiyordu. İşte sıska yapılı, sekiz köşe şapkalı, gözleri hep derinden bakan yaşlı adam bu sokağın sonundaki bir evde yaşıyordu. Kimdi ? Kimsesi var mıydı? Eşi ve çocuklarına ne olmuştu? Nereden gelmişti ve nereye gitmek istiyordu? Hiç kimse bu soruların yanıtını bulmamıştı. Çünkü kimse de bu sorulara yanıt aramamıştı.
O, kendi başına bir aile, kendi başına bir şehir, kendi başına bir ülke, kendi başına bir halk gibi „içimizde“ kalmak zorunda bırakılan bir yaşamdı. Adını hiç bir zaman merak etmedim. Sanıyorum benim gibi o mahallenin bir çok sakini de merak etmemişti. Bizim için O „veba“ gibi aramızda dolaşan bir „yaban“dı. Bizim için bir bela, uğursuzluk taşıyan bir yaratıktı. Anne ve babalar O’nunla konuşan çocuklarını azarlar, O’nu gördükleri zaman, yollarını değiştirmelerini sıkı sıkıya tembihlerlerdi.
Çünkü, O büyüklerimiz gibi çömelerek işeyenlerden değildi. Onun için „ayakta işeyen gavur“ derlerdi. Kimbilir belki geçmişten kalan ve inatla devam ettirdiği tek şey buydu. Onun ayakta işemesi, sıska vücudu, sekiz köşe şapkası ve mavi gözleriyle geçmişe, geleceğe ve kükürtlü sokağa bir meydan okuyuştu adeta.
Mahallede konuştuğu tek insan, babamdı. Zaman zaman O'nu bizim fırının önünde küçük kürsüler üstünde babamla kırtlama çay içip sohbet ederken bulduğum olmuştu. Mahallede hiç kimseyle konuşmayan bu adamın babamla ne konuştuğunu hep merak ederdim. Bu merak sadece bana ait değildi. Bil cümle ev halkı da buna dahildi.
Babam ne konuştuklarını bir sır gibi saklar, sadece tanıdığım „en iyi“ dostum derdi. Ve belki de babamın en büyük sırrı, sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamın sürevini bu sohbetlerde gizliydi.
O çocuk dünyamızda, Hersan Mahellesi’nin kükürtlü sokağında „bizden“ olmayan sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adam bizim için sadece bir „gavur“, taşlanıp kovalanması gereken, vebalı gibi uzak durulması gereken biriydi. Ama babam için yakın bir dost, dert ortağı, belki de yol arkadaşıydı. Sıska, sekiz köşe şapkalı, maviye çalan gözleri olan adamı en son babamla konuşurken görmüştüm. Ne yılı, ne mevsimi, ne ayı, ne günü hatırlamıyorum. Geçen yıllara rağmen hafızam bu sorulara hep yanıtsız bıraktı.
Hersan Mehellesi’nin kükürtlü sokağının sonunda, tek başına oturduğu evde mi vefat etti, cenazesini kim kaldırdı, mezarı nereye yapıldı? Bunu hiçbir zaman öğrenemedik. Yoksa kükürtlü sokağın tarihini sırtlayıp hiç birimizin bilmediği başka bir diyara mı göçetmişti? Yine tek başına mıydı? Bilinmiyordu. Ama bilinen bir gerçek vardı ki, sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adam bir gün sırra kadem bastı. O'nu bir daha hiç kimse görmedi. Hiç kimse O'ndan bir haber de duymadı. Hiç kimse taşlıyamadı, hiç kimse bir vebalıdan kaçarcasına sokak da değiştirmedi. O'nu gördükleri için abdestinin bozulduğunu düşünenler de, artık musalla taşının yanındaki cami avlusunda abdest tazelemeyeceklerdi.
Ancak O sırra kadem bastıktan sonra kükürtlü sokak da taşlarla dolup taştı. Kimse sokağın davetsiz misafirleri olan taşları toplamadı. Babam yaşlı dostu sırra kadem bastkıtan sonra, ‘O mutlu olacağı yere gitti’ demiş ve eklemişti: ‘O cennettedir, ama bizimkinde değil, kendi cennetindedir...’
Babam bu sözleriyle çocuksu dünyamızı başka cenetlerin ve cehenemlerin olacağına dair bir çok soru işaretleriyle doldurmuştu. Sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamın da bir cenneti olabileceğini hiç ama hiç birimiz düşünmemiştik. Belki de O'nun cennetine giden kapının anahtarı kükürtlü sokakta yaşamı zorlaştıran taşları toplamaktan geçiyordu. Artık O yoktu. Ama en çok da O konuşulacaktı. Ramazan gecelerinin ağır sohbetlerinde, iki metre karın kapladığı, meşe odunuyla ısınamayıp biribirine sokulan çocukların tıka basa doldurduğu taş yapılı evlerin küçük odalarında, mahalle kadınlarının kapı girişindeki çay partilerinde, her yerde hep o konuşuldu.
Geçmişte yaşanan açlıklar, kıtlıklar, sel baskınları, tipi-boranlar hep O’nun ’uğursuz’ varlığıyla açıklandı. Arada sırada her şeye rağmen ‘Allah rahmet etsin iyi adamdı. Taşlarımızı o toplardı’ diyenler de çıktı. Bunu diyenler sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamın tanrısını kızdırmaktan korkuyorlardı. Çünkü kükürtlü sokağın sakinlerinin en çok korktuğu tanrılardı. Tanrıların gazabıydı. Bundan dolayı sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamdan söz ederken ipin ucunu kaçırmak, tanrıları kızdırmak istemiyorlardı. Tanrıları kızdırmamak için olsa gerek,yaşlı adam sırra kadem bastıktan sonra bile O'nun kapısının üzerindeki asma kilidi açmaya cesaret edecek kimse çıkmadı. Her gün açılan kapıların kilitleri paslanırken sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamın yıllarca, belki de asırlarca oturduğu evin asma kilidi hiç paslanmadı. Bu durum tembel sohbetlerde tanrının bir vergisi, vebalının gazabı, ayakta işeyen adamın sırra kadem basmasından sonraki meydan okuyuşu olarak algılanıp değerlendirildi.
Asmalı kilit paslanmayınca tembel sohbetlerde bıçak gibi kesildi. Bir daha hiç kimse sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamdan bahsetmedi. Babam dışında. Çok sonraları babamın, ‘O kendi cennetine gitti, o bir Ermeni'ydi’ demesi kükürtlü sokağın kokusuna mavi gözlü bir renk katmıştı. Ve suskunluk yeniden bir ölüm sesizliği gibi kükürtlü sokağa çokmüştü.Ama biz de bu arada Ermeniler'in de bir cenneti olduğunu öğrenmiştik…Yıllar yılları kovaladı...
Bense kükürtlü sokaktan çok ama çok uzaklara savruldum. Sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamın mahalleyi terk etmesinden sonra sokağa, şehre ve ülkeye gazap çöktü. Bir Eylül günü şafak sökerken, karanlık bastırırcasına el işlemeli, çeyiz sandığı büyüklüğündeki radyodan çıkan gazap sesleri, üstü açık cemselerde taşınan insanlar, sokakları taş yerine dolduran postallar tam bir tufandı. Annemin dediği gibi sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamın bedduası mı tutmuştu bilinmez, ama artık hiç bir şey eskisi gibi değildi. Ve bize yol görünmüştü. Kaderde çocukluk, gençlik anılarımızı mavi gözlü sarıya çalan kükürtün koktuğu sokakta bırakarak gitmek vardı. Ben taşların değil, postalların doldurduğu kükürtlü sokağı terk ederken, babam da‚ kendi cennetine’ göçmüştü.
Bizim için ayrılış aynı zamanda bir geri dönüşün de başlangıcıydı... Sancılı, yeni doğumlara gebe bir dönüşün habercisiydi. Çok geçmeden sıska , sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamı taşlıyan kükürt kokulu sokağın çocuklarının da aralarında olduğu insanlar, ilk önce sınırlardan dağlara, oradan da köylere ve şehirlere dönmeye başladılar. Dönüşün yarattığı halka büyüdükçe büyüdü... O kadar büyüdü ki, tembel sohbetler bir bıçak gibi kükürtlü sokakta sona erdi. Ülkenin dağları, ovaları, nehirleri, köyleri, kasabaları, şehirleri, sokakları, evleri, işyerleri, ünversiteleri, elbiseleri adeta kükürt kokmaya başladı.
Kükürt kokusu artık genizi yakmıyordu. O kokuyu tenefüs edenler baş döndürücü bir haz almaya başladılar. Kükürt kokusu insanları mest etmişti. Kokuyu hiseden herkesin zihni açılmıştı. Dünya adete tersine dönmüştü. Ve sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamın hikayesi herkes tarafından merak edilmeye başlanmıştı. O'nunla ilgili olarak şurda burda kötü konuşanlara, kükürt kokusundan mest olmuş insanlar „Hersan Mahallesi'ne git ve açılmış bir kuyudan biraz kükürt kokla“ demeye başlamışlardı.Artık tarih de geriye doğru okunmaya başlanmıştı. İnsanların duydukları ve gördükleri onları da şaşırtıyordu. Sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamın bir ülkesi vardı. O'na kendi dillerinde Hayastan diyorlardı. Hayastan yani; Cennetin Ülkesi. O'nun bir dili, bir dini vardı. O'nun halkı iki bin yıldan bu yana kükürtlü sokağın sakiniydi.
1915 yılının 24 Nisan’ında tufan koptuğunu gördüler. Bu tufanın peşinde kükürtlü sokakta ve o sokağın ülkesinde tek tük sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamlar bıraktığını öğrendiler. Enver-Talat-Cemal adlı üç celladın fermanını okudular. Dehşete kapıldılar, hayrete düştüler. Ve çok geçmeden tanrılarının, cennet ve cehemlerinin onlardan ayrı oldağunu fark ettiler. Anladıkça, kükürt kokusunu içlerine çektikçe, filmi daha hızlı bir şekilde geriye sarmaya başladılar.
Ve tarihin bir karesinde sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamın torununu ve yağız bir delikanlı olan Salomon Telirian vardı. Bu delikanlı 1921 yılının 15 Mart’ında Almanya’nın başkenti Berlin’de, Talat Paşa’yı cadde ortasında yere serdiğinde herkes kükürt kokusunu derinden hissetmişti. Bir zamanlar bütün kükürtlü sokakları tir tir titreten bir tiranın infazına şahit olunmuştu. Sıska, sekiz köşe şapkalı, maviye çalan gözlü adamın 22 yaşındaki torununun Berlin’de yapılan mahkemede, ‘evet ben bir adam öldürdüm, ama ben katil değilim’ dediğini ve bunları dedikten iki gün sonra da serbest bırakıldığını gördüler.
Bu olaydan tam 74 yıl sonra kükürtlü sokakakta sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamı taşlayan Kürt kaviminin bir evladı olan ben, Brüksel’in Denderluuw kasabasında raflarda tozlanmış bir kaseti rekorda sarmaya başladım. Filmi rekorda sararken mavi gözlü adamanın kavminden bir kadının 35 milimetre kamerayla kaydedilmiş sesini- yüzünü görmeden- dinledim. “Ormanlar kalem, deneziler mürekkep olsa, bizim dertlerimizi anlatmaya yetmez” diyen kadının yüzüne bakmaya asla cesaret edemedim. O ses, yıllar önce kükürtlü sokakta yaşayan sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamın sesiyle aynıydı. Baktığım zaman O'nu göreceğimi biliyordum. Utanç içinde kıvranıp durdum. Defalarca kadının sesini dinlememe rağmen, saatlerce, günlerce, aylarca, yıllarca cesaret edip bakamadım yüzüne. Ses uykularımı, gece ve gündüzlerimi, aşklarımı takip edip durdu. Bu durum Hersan Mahallesi’nden ayrıldığım o günden beri cebimde kıskançlıkla sakladığım kükürtlü toprağa dokunduğum ana kadar devem etti. Yıllar önce genzimi yakan kükürtlü toprağın kokusu, şimdi bana cesaret kaynağı olmuştu. Korkum tam zirveye ulaştığı anda, kükürt kokusu sayesinde cesarete dönüşmüştü.
Nihayet kadının yüzüne dönüp baktım.
Kadının yüzünde sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamı gördüm. Kükürtlü sokağı gördüm. Geldiğim ülkede ve mutlaka geri döneceğim ülkemde bütün sokakaların kükürt koktuğunu gördüm. Kendi kavmine de faydası olmayan Alay'ları gördüm. Tufanla birlikte kükürtlü sokakları terk eden insanların çöllerde yok oluşunu gördüm. Onların dünyanın dört bir yanına dağılışlarını gördüm. Tarihin hala tecelli etmediğini, kükürtlü sokakların acı çektiğini, tarihi naletlediklerini gördüm. Ve, “O kendi cennetine gitti” diyen babamın gözleriyle karşılaştım. Sıska, sekiz köşe şapkalı, mavi gözlü adamın evinin asma kilidinin bunca yıla rağmen paslanmadığını gördüm.
Ses ve görüntü yerini siyah ekrana bırakırken, yıllar önce ayrıldığım Bitlis’ten yanımda getirdiğim kükürtlü toprağa bir kez daha dokundum... kokladım. Not defterime de şu cümleyi yazdım: “Cennetin de, cehennemin de yolu kükürtlü sokaktan geçer.”


Ağustos 2003- Brüksel
selasor@hotmail.com

Friday, November 9, 2007

Altı dilde şiir yazan bir şair: Şükrî-i Kürdistanî

Yeterince Tanınmayan Bir Manzum Tarihçi ve Şair: Şükrî-i Kürdistanî

Şükrî-i Kürdistanî adı, ilk kez Fuat Köprülü'nün şu değinmesinde dikkatimi çekmişti: "XVI। asırda, bir aralık, Türkçe deyince Çağatay Türkçesi, yani Nevaî lisanı anlaşılırdı: Altı dilde gazel söylemekle iftihar eden Kürd Şükrü'nün, Sultan Selim'e takdim ettiği Fabriye'sinde 'Türki derse revan Nevaî gibi' demesi de bundan dolayıdır." (12)

Mevlana gibi bazı büyük şahsiyetlerin dört dilde şiir yazdığını daha önce okumuştuk। 13. Yüzyılın kültür harmanı içinde bu anlaşılabilir birşeydi, ancak l6. yüzyılda bir şairin altı dilde gazel yazması büyük bir olaydı.

Ayrıca onun "Türk ilen Türk ü Kürd ilen Kürdem/ Evde koyun u yabanda bir kurdam" söyleyişi dikkatimi çekmişti.
Bu ilgi üzerine araştırmamı yoğunlaştırmış ve eski Tezkire ve Ansiklopedi türü eserlerde şaire ilişkin şu bilgilere ulaşmıştım:

Latifi Tezkiresi'nde:
"Şükrî: Kürdistan'dandır। Yöresinde tanınmış bir şair olup pek çok konuda usta biriydi. Ama şiirleri renksiz ve hayalleri ancak sade sözdü. Bu matla onundur.

Matla:
Ağlamaktan gözlerim yaşını pür-hûn eyledinBirini ayn-ı Aras birini Ceyhun eyledin.
(Senin yüzünden ağlamaktan gözlerim kan doldu,Birisini Aras birini de Ceyhun gözesi eyledin)
Padişahımızın fetihleriyle ilgili olarak yalın bir dil ve güzel beyitlerle bir kitap yazmış, cömert kişilerin kendisiyle övündüğü merhum İbrahim Paşa vasıtasıyla Sultana sunmuş, karşılık olarak da yirmibin akçe caize almıştı। Böylece o değer sahibi vezirin yüce himmetleri eseriyle kadre ermiş idi. Aynca ulu timarla birlikte yukarıki miktar kadar merhum Paşa da bağışta bulunup, adı geçeni ihsan denizine ve lütuf okyanusuna boğmuştu." (Sadeleştirerek verdiğimiz metnin devamında Şükrî'nin manzım-tarihini Padişaha ileten ve kendisine bağışta bulunan Makbul ve Maktul İbrahim Paşa'nın maziyetleri övülmektedir.) (13)

Kınalızade Hasan Çelebi Tezkiresi'nde:
"Kürdistan'dandır. Merhum Sultan Süleyman'ın fetihlerini nazmetmiştir. Kürd nazmının ne değerde olduğu, doğru yolu bulup o yolda yürüyenlerin bildiği birşeydir. Bu beyt onundur:
Ağlamakdan gözlerüm yaşım pür-hûn eyledin Birini ayn-ı Aras birini Ceyhun eyledin। " (14)

Aşık Çelebi Tezkiresi'nde:
"Kürd Şukri, altı dilde gazel söylemekle övünür। Sultan Selim'e takdim ettiği Fahriye' si vardır. " (15)

Künhü'l-Ahbar'm Tezkire kısmında: "Şükrî, Kürd toprağındandır। Mısır fatihi merhum Sultan Selim'in saltanat döneminde onun yönetimine ve korumasına girdi. Aşağıdaki şiirle durumunu ortaya koydu :

Bende Şükrî ki şimdi ma'zulumPadişaha kemine bir kulumBende vardur kemal u fazl u hüner Birkaç er padişaha guş tutarGörmüşem ben hadis u tefsiri Bilmişem ilm-i fikh u ta'biriİlm-i ma'kulu görmüşem ma'kulİlm-i menkuli görmüşem menkul Şairiem işte ortalıkda sözüm Altı dilde gazel dirin ben özüm Türki dirin revan Nevaî gibiFarisîde heman Benayi gibiArabi söylerim veli Kürdüm Aybsuz Tanrıdur bu derhordum Ermeni dilini kemalince Bilirüm Hindi dahi halümce(....)Türk ile Türk Kürd ile Kürdem Evde koyun yabanda bir kurdam Çaların gönlüm olsa tanburu Severin hub yüzlü manzuru(...)Bulmadum ilmden bugün behreOlmışam şimdi şi'r ile şöhre(...)Monla Şükrîrnin bu manzumesi hayli vardur। . . ( 16)

Kamusü'l-A'lam'da:
"ŞükrîBey, Kürd olup Sultan I. Selim'in fetihlerini nazm etmiştir. Şu beyt onundur:
Ağlamakdan gözlerim yaşını pürhun eyledin Birini ayn-ı Aras birini Ceyhun eyledin " (17)
Keşfü'z-Zünûn'da:
"Kürd ulemasından Şükrî Bey tarafından Fütuhat-ı Selimiye nazmen inşa edilmiştir। " (18)

Sicill-i Osmani'de:
"Şükrî Bey, Kürd ümerasındandır। I. Sultan Süleyman Han hazretleriyle Belgrad ve İran seferlerinde bulunmuştur. O asırda bu dünyadan göçtü. Şairlerden olup Fütuhat-ı Selimiye' yi nazmen telif eylemiştir. " (19)

Osmanlı Müellifleri' nde:
"Şükrî-i Bidlisî; Sultan Birinci Selim'in nedimlerinden, muhtelif ilimleri bilen ve yedi lisana vakıf bir zattır। Manzum Selimname ve saire gibi eserlerin müellifidir. Oğlu Molla Şihabi'nin manzum Yemen Tarihi vardır. Selimname, 1037 (1627) tarihinde Çevri tarafindan zamanın şiir üslubuna uygun bir şekilde süzülerek ayrıca nazma geçirilmiştir. Her iki nüsha Millet Kütüphanesi'nde vardır. " (20)

Hediyyetü'l-Arifin'de:
"Şükrü Bey, Kürtler'in ileri gelenlerindendir। Kanuni Sultan Süleyman'ın muhafız subaylanndandır. Eserleri:

1-Futuhat-ı Selimiye,
2-Tarihe ait manzumeler। " (21)

Bazı Kürt kimlikli biyografik yayınlarda şair hakkında bilgi verilmezken, Şerefxan-ı Bidlisî' nin Şerefname' si ile Baba Merdux-u Ruhanî'nin Tarih-i Meşahir-i Kurd 'unda şu bilgiler verilir:
Şerefname'de:

"Şair Şükrî, başlangıçta Türkmen beylerinin hizmetindeydi; sonra Bidlis hükümdarı Şeref Han'ın hizmetine girdi। Bundan sonra durumu değişti ve sonunda Sultan Selim Han'ın has meclisine girerek onun önde gelen nedimlerinden biri durumuna geldi. Bu yüzden, Türk Şairleri Tezkires'nin yazan Latifî-i Rumî, kendisini tezkiresinde anlatmıştir. Bu şair, Sultan Selim zamanındaki olayları üstün bir nazımla yazmış ve hazırladığı çok güzel esere de Selimname adını koymuştur. O da yine Bidlisli'dir. " (22)

Tarih-i Meşaahir-i Kurd'da: "Şükrî-i Bidlisî, Bidlisli'dir। Alim, edip, kuvvetli bir şair ve tarihi bilen büyük bir zattır. Başlangıçta Bitlis Hakimi Şerefhan'ın hizmetinde iken sonra şairlerin yolunu takip ederek daha yüksek bir hizmette bulunması için Osmanlı Selim Han'ın hizmetine gitmiştir. Şükrî Bey, 1520 yılında vefat eden Selim Han'ın fetihlerine dair Fütuhat-ı Selimiye adında bir manzum eser bırakmıştır. " (23)

Şükrî-i Bidlisî hakkında, gerek doğrudan gerekse özel bir tarih türü olan Selimnameler dolayısıyla Meydan larousse, Ana Britannica, Yurt Ansiklopedisi, Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi ve Yaşamları ve yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi gibi yayınlarda da birbirine benzer kimi bilgiler verilmektedir। (24), (25)

Satırbaşlarıyla Yaşam Özeti
1- Kaynaklarda kendisinden Mevlana Şükrî ve Mevlana Aşık gibi isimlerle de sözedilen Şükrî-i Kürdistanî veya Şükrî-i Bidlisî' nin yaşamı hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır।
2- 15. yüzyılın ikinci yarısı ile 16. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı anlaşılmakladır.
3- İlköğrenimini, bugün kendi adıyla anılan Şükrîye Medresesi'nde tamamlamış, ayrıca genç yaşta Gilan ve Herat'da eğitimine devam etmiştir.
4- Kendisini yetiştirmesi sonucu 7 dil bildiği ve Türkçe, Farsça, Arapça, Ermenice, Kürtçe ve Hintçe şiirler yazdığı bilinmektedir.
5- Önce IV. Bidlis Emiri Şerif'in hizmetine girmiş, Yavuz Selim'in tahta çıkışı dolayısıyla İstanbul'a giderek, Padişaha bir kaside takdim etmiş ve onun özel meclisine girmiştir.
6- Yavuz tarafından, yarı müstakil olarak Dulkadırlı Türkmen beyliğine tayin edilmiş olan Şehsuvaroğlu Ali Bey'in hizmetine girmiş ve Ali Bey'e hocalık yapmıştır. (25) Kendisi eserinde kadılık ve müderrislik yaptığını belirtmektedir.
7- Bugün elimizdeki en önemli eseri olan Selimname' sini 1521'de tamamlamış, ancak daha sonra yeniden gözden geçirerek 1530'da Veziriazam İbrahim Paşa aracılığıyla dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman'a takdim ederek, her ikisinden de ödüller almıştır. Eser, geniş bir girişten sonra Yavuz'un Trabzon valiliği ile başlar ve Kanuni'nin tahta çıkmasıyla son bulur.
8- Kaynaklar onun, Yavuz'un 1514'deki İran seferiyle, Kanuni'nin 1521'deki Belgrad ve 1522'deki Rodos seferine de katıldığını bildirirler. (27)
9- Eser, Yavuz Sultan konusunda çok önemli bir özel tarih olmasının yanında, o zamanki Kürdistan coğrafyası ve yerleşim merkezleri açısından da önemli bir kaynak durumundadır.
10- Öneminden dolayı eser, 1620'de Çerkezler katibi Yusuf tarafından nesre çevrildiği gibi, Azmizade Mustafa (öl. 1622) ve 1627'de şair Çevri tarafından yeniden düzenlenir.
11- Kayseri valiliği döneminde kendisini doğrudan tanıyan tarihçi Ali, kendisine bir de Kanuni Süleyman'ın yaşamını ve saltanat yıllarını anlatan bir Süleymanname yazması emrolunduğunu, fakat bunu yazmaya fırsat bulamadan öldüğünü kaydeder।

Bir Özel Tarih Türü Olarak
Selimnameler
Selimname, divan edebiyatında Yavuz Selim'in saltanatını ve dönemindeki olayları konu alan manzum ya da düzyazı yapıtların genel adıdır. Daha açık söyleyişiyle "Yavuz Sultan Selim'in Trabzon valiliğinden (1509) başlayarak, önce Gürcülerle, sonra da babası ve kardeşleriyle savaşımlarından, tahta geçip Safevi ve Memluklularla giriştiği savaşlardan söz eden yapıtların genel adı". (28)
Manzum ve mensur Selimnameler, aynca divan edebiyatında gazavatname türüne girmektedir. (29)
Divan edebiyatında, üçü de Bitlisli olan Şükrî, İdris ve oğlu Ebul-Fazl Mehmed'ın Selimnameleri dışında şu yazarların da aynı türden eserleri bulunuyor: İshak Çelebi, Keşfî, Kemalpaşazade, Celalzade Mustafa Celebi, Muhyî, Şirî, Sücudî ve Hoca Saadeddin. Bunlara, birkaç Farsça ve Arapça eser daha eklemek mümkün.
Konuya ilişkin önemli bir çalışma yapan tarihçi M. C. Şehabeddin Tekindağ, bu eserlerin önemini şöyle vurgulamaktadır:
"Bilhassa, Selim devrini idrak edip onunla birlikte seferlere katılan müelliflerin kaleme aldıkları Selimnameler, Yavuz Sultan Selim'in medhi ile ilgili manzum kısımları istisna edilecek olursa, gayet mevsuk tarihi ve edebi eserler olup, bu devir olaylarının tesbitine ışık tutmaktadırlar. " (30)
Şükrî-i Bidlisî'nın tümüyle manzum yani şiirsel Selimnamesi, doğrudan gözleme dayandığı için ayrıca önem taşımaktadır. Bu özelliğinden dolayı sonraki tarihçilerce de kaynak olarak kullanılmıştır. Eserin, başta Topkapı Sarayı Kütüphanesi ve Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi olmak üzere Türkiye kütüphanelerinde çeşitli nüshaları bulunduğu gibi; Londra, Viyana, Upsala ve Marburg Kütüphanelerinde de birer nüshası bulunuyor.
Eserin bir yazma nüshası da özel kitaplığında bulunan A. S. Levend, Şükrî'nin eserini şöyle özetler: "Şair, kitabın başında Sultan Süleyman'ı övdükten sonra, birgün Şehsuvaroğlu Ali Bey'in Sultan Selim'den hayranlıkla bahsederek, kendisine bir Selim-name yazmasını tavsiye ettiğini, bu şevkle eserini kaleme aldığını anlatır. Eserin sonunda da, bildiği ilimleri birer birer sayarak altı dilde gazel söylediğini, türlü hüneri olduğunu yazar. Nihayet padişahın lutfuna sığındığını bildirir. " (31)
Şükrî'nin eserinden ve diğer kimi kaynaklardan yola çıkan Tekindağ, eserin oluşumuna biraz daha detay katar:
"Mahalli beylerden biri bulunan Şûkrî-i Bidlisî, Selimname'sinin sonunda belirttiği gibi, daha gençliğinde Herat ve Gîlan'ı dolaşmış ve hemen her fende tahsilini tamamladıktan sonra son Dulkadırlı Beyi Şehsuvaroğlu Ali Bey'e intisap etmiş ve Yavuz Sultan Selim'in İran ve Mısır seferlerine katılarak büyük yararlıklarda bulunan bu Dulkadırlı Beyinin teşviki ve verdiği şifahi bilgilere istinaden mesnevi tarzında manzum bir Selim-name kaleme almıştır. Bununla beraber, Şehsuvaroğlu Ali Bey'in Ferhad Paşa tarafından Artuk-abad'da öldürülmesi üzerine, yerine getirilen Haliloğlu Koçi Bey'e kapılanan Şükrî, Selimname'sini onun bildirdiklerine göre de tashih edip yeni bir revizyona tabi tutmuş görünmektedir. " (32)
Babinger (33) ve Flügel (34) gibi batılı bilimadamları eserin tarihi değerı üzerinde dururken; HJansky eserin hem tarihi değerine hem dil özelliklerine dikkat çeker: 'SuItan Selim'e teşriki mesai halindeki Şükrî'nin manzum şekilde yazdığı Selimname, tarihi bilgi açısından çok zengindir ve birinci derecede bir kaynaktır. Bununla kalmayıp, aynı zamanda bir dil abidesidir. Bu eser, Rumeli, Anadolu, Azerbaycan yanında Doğu Türkçesi unsurları da ihtiva eder. Eserin dilinin çok hassas bir şekilde incelenmesi gerekir. "(35)
Jansky'nin öğrencisi A. Steidl de, Viyana'daki nüshayı esas alarak eser üzerine bir doktora çalışması yapar. (36)
Selimname' nin daha önce bir master çalışmasına da konu olan dil özelliklerini bir yana bırakıp, özellikle Kürt coğrafyası açısından önemine değinmek istiyoruz. (37)
Selimname ve Kürt Coğrafyası
Selimname'nin Kürt coğrafyası ve yerleşim birimleri açısından önemi, konuya ilişkin özel araştırma yapanların hemen dikkatini çeken hususlardan biridir.
Esere ilişkin özel bir çalışma yapan M. Argunşah, şu vurguyu yapmaktadır:
"Selim-name, Doğu Anadolu bölgesinin devir coğrafyası ve yerleşim merkezleri için bir atlas durumundadır. Selim'in seferleri dolayısıyla konup göçtüğü bütün yer isimleri küçük teferruatlarına kadar verilmiştir. " (38)
Eserin bu özelliğini, araştırmacı Ahmet Uğur da vurgulamaktadır: "Şükrî'nin eseri, daha önceki Selim-namelerde eksik olan detaylara sahiptir. Seferde konulan yerler ve şahıslar hakkında, eşsiz bir kaynaktır. Doğulu olması nedeniyle, Yavuz'un Iran seferinde sanki bir atlastır. En küçük yerleri ve detayları vermektedir. Hemşehrisi İdris'te bu yoktur. (39)
Yukardaki iki alıntıda da vurgulandığı gibi, Selîmname, gerek yazarının Kürt olması, gerekse olayların çoğunun Kürt coğrafyasında geçmesi dolayısıyla yer ve şahıs adları bazında Kürtler'e ilişkin zengin motifler barındırmaktadır ve bu özellikleri başlı başına bir inceleme konusudur. Gerçekten eserde Kürt, Türk, Ermeni, Gürcü, Çerkes, Pers, Arap halkları konusunda sayısız yerde vurgu yapılırken, salt Kürt coğrafyasında birçok yerde şu yer adlarıyla karşılaşırız: Amid, Anatolı, Aras, Ayıntab, Azerbaycan, Bayburt, Bidlis, Çaldıran, Çemişgezek, Dımışk, Dicle, Diyarbekir, Elbistan, Eleşkird, Erzincan, Erzurum, Fırat, Göksun, Herat, Horasan, Kemah, Kelkit, Malatya, Maraş, Mardin, Musul, Palu, Pınarbaşı, Sivas vb. Bir de başta Kızılbaş, 9 Şah İsmail ve Haydar (Hz. Ali) olmak üzere çeşitli dinsel kavramlar.
Ancak biz, çok ayrıntıya girmeden daha önce değinmediğimiz doğrudan Kürt motifli beytlerden birkaç örnek vermekle yetineceğiz:
Amid ü Mardin ü Kürdistan eri Cem olur bir Hinde gel disem beri.....Kim meni Ekrad u Bayındır tamam Saldılar af içün ey ferhunde-nam.....Bir gün anda tac-dar itti kararGeldi Ekrad'un beyinden bir suvar Hacı Rüstem nam bir efsürde pîrŞark şahının sülukinden habîr Erdebil Oğlu'na ta gayet enisSürha-ser içinde Ekradra reis.....Kürd Halid geldi ol menzilde faşGeldi ol asi veli kestûrdü baş.....Pir Hüseyin Beg bendesine la-muhalVirdi ihsan itdi ol ferhunde-falÖpdi el yûrûdi Kürdistan'ınaOnda gark oldu şehin ihsanınaBunda tabi oldu Kürdistan tamamYa 'ni Kürdistan hem oldu Rum 'a ram (40)...Derdi etraf u cevanibden çeriGeldi Kürd'ün dahi birkaç begleri....Beglere zamm etti Kürdistan erinVerdi sağ u sola Kürd'ün beglerin...Istimalet verdi Kürdistan'a merdKoymadı lutf ile hatırlarda gerdCem-i Kürdistan muti oldı ana Sürha-ser kaldı buma'nadan tana....Her taraf saldı ulaklar ol feridDerdi Kürdistan'ı cümle ehl-i dîd....Şah-ı Rum'un uş bu i'tasın tamam Bahş bahş etti ferid-i nik-nam Kamın aldı cümle Kürdistan u Kürd Böyle ihsan etti ol azade Kürd....Hoş-dil oldı cümle Kürdistan eriPadişaha çaker oldı begleri (41)
Sonuç
Selimname'de doğrudan ya da dolaylı alabildiğine Kürt motifi bulunuyor, ancak biz bunları daha fazla uzatmayı gerekli görmüyoruz. Ancak onun düşünsel yapısını bilince çıkaran şu iki beyti vermekle yetineceğiz:
Hassa Kürd'em Kürd'den fazl u kemalEhl yanında irür emr-i muhal....Türk ilen Türk ü Kürd ilen Kürd'em Evde koyun yabanda bir kurdam. (42)
Öyle görünüyor ki şair, o dönem de varolan eleştiriler karşısında "Kürden daha Kürd" olduğunu söyleyerek kendisini savunuyor; "Türk ilen Türk ü Kürd ilen Kürd'em" diyerek, sonradan egemen olan bir anlayışa kapı açıyor॥
Mehmet BAYRAK

ŞEREFNAMEYA Şerefxanê Bedlîsî ji nûva hat weşandin

Kevintirîn pirtûka li ser dîroka Kurdan ‘ŞEREFNAME/Dîroka Kurdistanê’ ji nûva hat weşandan.

Şerefname

Şerefname, meşa milletê Kurd a li ser sahneya dîrokê ye.
Aqil, hiş û bîreweriya sedan salan e.
Li welatê çîroka, çîroka rast a mîrekiyên Kurd e.
Kurdiya Şerefnamê nîşan dide ku ew ne tenê kronîkeke tarîxî ye; ew berhemeke edebî ye jî...

Ji Şerefnameyê

Mêrxasên ku ketin nava keleyê, di wê şeva tarî de ku hîv û rojê riya xwe şaş kiribûn û serberedayî digeriyan, felekê bi hezaran çavên xwe ve riya xwe şaş kiribû û nedizanî ka gelo dê bi kîjan riyê de biçe, wan bi dil û can kiribûn serê xwe û bi vî awayî jî bi riya Birca Reş a li milê bakurê keleyê, wekî bayê birûskê rakêşan û derketin ser keleyê। Li wir, piştî ku benên derenceyên xwe bi pencera xaniyekî vala ve girê dan, daketin xwarê.

Benên kemendên xwe berdan wekî maran
Ji bo ku têxin destê xwe şêrên felekê
Bi dest xistin Kurdan bi zora milê xwe hemî sengeran
Vekirin di hemî ciyan de deriyên şêran
Li milekî bejna xwe dikirin al, bilind dikirin
Li milekî jî çêdikirin bi zend û milên xwe derenceyan

ŞEREFNAME Û TABLOYÊN WÊ YÊN MINYATÛR

Şerefname -Dîroka Kurdistanê ya Qedîm- kitêbek e ku dîrok û
serpêhatiyên ji dema kevin heta sala 1597ê zayînî ya malbat û
mîrekiyên Kurdan e ku ji aliyê mîrê Bedlîsê Mîr Şeref Xan ve hatiye
nivîsandin. Bavê Mîr Şeref Xan, Mîr Şemseddîn, di sala
1536-37an de, ji ber hinek bûyerên di navbera wî û ulame de
qewimîn, ji aliyê sultanê Osmanî ve ji ser mîrekiya Bedlîsê hat rakirin û ew jî bi 600-700 malbatên Bedlîsê re koçî nav erdê Sefewiyan kir û xwe avêt seraya Şah Tehmasb। Ew li bajarê Qumê hat bicihkirin û ji aliyê Şah Tehmasb ve di rêza şah û sultan de hat girtin û qedrekî mezin jê re hat dayîn û li wir jî zewicî। Ji vê zewacê, di sala 1543yê zayînî de Mîr Şeref Xan çêbû.
Mîr Şeref Xan, di seraya Şah Tehmasb de bi zarokên Şah û serayê re
perwerdeya xwe temam kir. Gelek dersên cihê xwendin, ji van ya herî
balkêş jî dersa neqaşî û wênekêşiyê ye. Di gelek eyaletên Sefewiyan de
walîtî kir û di karê birêvebiriya îdareya Sefewiyan de beşdar bû.
Dema li Îranê, bi hîs û ruhiyeta ku Kurd jî xwedî dîrok in û serpêhatî û bûyerên malbat û mîrekiyên kurdan winda nebin, dest bi berhevkirina zanyarî û agahdariyên derbarê wan de dike. Pişt re, di sala 1579ê de, bi navberiya Xusrew Paşa, ji aliyê Sultan Muradê Osmanî ve, Mîrêmîrekiya Kurdistanê jê re tê dayîn û bi malbatên Bedlîsî yên pê re vedigere Bedlîsê. Piştî vê vegerê, dest bi nivîsandina Şerefnameyê dike û di sala 1597ê
zayînî (1005ê koçî) de cilda yekê ya Şerefnameyê temam dike.
Berî ku dest bi nivîsandinê bike, naverokek ji mijarên ku dê
li ser binivîse çêdike û li gor vê karê xwe dimeşîne. Ev naveroka
kitêbê jî, li gor rewşa îdarî û serwerî ya ew malbat û mîrekiyên di
derbarê wan de nivîsandiye bûye. Wan malbat û mîrekiyan dike sê sefhe
û temamê kitêbê jî dike çar sefhe. Sefhe jî dibin beş û qisim.
Şeref Xan dibêje: "Sefheya yekê di derbarê serpêhatiyên fermanrewayên mezin ên Kurdistanê de ne ku alaya saltanat û serxwebûniyê bilind kirine û
dîroknivîsan ew di rêza sultanan de hesibandine." Ji bo sefheya
duduyan jî dibêje: "Di derbarê serpêhatiyên fermanrewayên mezin ên
Kurdistanê de ne ku her çendîn negihîştine dereceya serxwebûniyek
temam, bi xwe jî xwe hukumdar nehesibandine, lê di serbestî û azadiyê
de gihîştine dereceyek wisa ku hinek ji wan li ser navê xwe sikke
lêdane..." Ji sefheya sisiyan re jî dibêje: "Di derbarê hinek mîr û
fermanrewayên din ên Kurdistanê de ne. Sefheya dawiyê û ya çaran jî di
derbarê mîrekiya bav û kalên xwe ya Bedlîsê de nivîsandiye.
Şeref Xan, yekem kes e ku sînorê Kurdistanê yê coxrafîk kêşaye û bi
awayekî vekirî daye xuyakirin. Dîsa yekem kes e ku bi awayekî zelal
behsa qewmiyetê, hîs û ruhê kurdayetiyê kiriye.
Ji bo ku Şeref Xan di seraya Şah Tehmasb de dersê neqaşiyê xwendiye,
di dema nivîsa Şerefnameyê de, li ser hinek bûyerên dîrokî wekî
nivîskî tişt negotine, lê wan di rûpelên ew mijar derbas dibin de,
wekî minyatûr teswîr û îzah kirine. Ji ber vê, di cilda yekê ya
Şerefnameyê de bîst û di cilda Şerefnameyê ya duduyan, ya li ser
dîroka Osmanî, Îran û Turanê nivîsandiye de jî çar tabloyên mînyatûr
ên di derbarê dîroka Osmaniyan de çêkirine, hene. Her yek ji van tabloyan bûyerek dîrokî teswîr dikin. Ew bi hosteyî hatine çêkirin, di nav emsalên xwe de tek in û nirx û bihayê wan layiqê meth û şanaziyê ne. Ev mînyatur, di nusxeya Şerefnameyê ya yekem a bi destxeta Şeref Xan bi xwe hatî nivîsandin de ne. Ev nusxe li Kitêbxaneya Bodleian a Zanîngeha Oxfordê ye.
Kitêbxaneyê, ji bo agahdariya li ser vê nusxeyê wiha nivîsandiye: "Ev
Nusxeya berdest, berztirîn nusxeya Şerefnameyê ye ku ew jî di
saya destxeta Şeref Xan bi xwe de ye ku destnivîsê temam kiriye..."

Dîroknasî

Dîroknasî di ser hemî huneran re ye. Dîrok, tijî ji ders û tecrûbên bi feyde û rênîşandanên bi kêrhatî û bi qezenc in. Serpêhatiyên me yên borî bi bîra me dixe, rojên me yên kevnare yên dûr nêzî me dike û bala me dikişîne ser emekdariyên berî me hatine kirin. Jixwe, bi taybetî eger ew serpêhatî û bûyerên han ji dem û lêkolînên xweş pêk bên û xwendevanên destpak û qelemrengîn rûpelên kitêban pê binexşînin.
Vêca ew kesên di bazara nivîsandinê de cewherfiroş û durrnas in, ew dîrokzanên ku lehengên nav şekeristana serpêhatî, çîrok, deng û behsan in, heta niha riya xwe ber bi Kurdistanê ve nekirine, behs û dengên gernas û sernasên Kurdan nekirine bin devê pênûsê, ew dîroka gelek bi şanazî û xweşiyê ku di tam û bîhna xwe de wek hingivîn û gezoyê ne, gelek mixabin ji aliyê wan ve nayê naskirin û ketiye bin piyan û bi tu awayî dest û devên xwe lê nêzîk nekirine. Ez î jar, bêtaqet, bêdest û ziman ketim ser wê xeyalê ku vê mijara han a ji taqet û qudreta min gelek der; behs û serpêhatiyên mirovên mezin, kesên bi nav û deng, serdar û fermanrewayên Kurd û Kurdistanê berhev bikim, ên di dîrokên ‘Ecem de min bi xwe dîtine û yên min ji mirovên bi hiş û zîrek û ji derewan dûr, raste rast bi xwe seh kirine, binivîsim û navê wê deynim: ŞEREFNAME. Hemî armanc û daxwaza min jî ev e ku, xanedanên mezin ên Kurdistanê navê wan di nav navan de bimîne û ji bîr neçe.

Ez, Şerefxanê Bedlîsî

Ez, ku nivîskarê van rûpelan im, navê min Şerefê kurê Şemseddîn e. Çavê min li meziniya Xwedê ye û ez hêvîdar im ku alîkarê min be û min di vê dinyayê de serfiraz bike û ji asteng û giriyên wê dinyaya din jî rizgar bike. Di kemilîna ciwanî û gulvedan û ajardana bihara jiyana xwe de, piştî ku min destê xwe yê rast û destê çepê nas kir, min di xwendewariyê de hêz û taqet bi dest xist û ez bi hezaran milên zanistiya zahirî û batinî hîn bûm. Çi tiştên ji bo dîn û dinyaya min pêwîst e, min ji her tiştî gelek zanîbû û bi sererastî û meharetî ketim ser kar û barên dîwanê û wê çaxê heta niha hemî bi hêz û mecalên xwe ve ez bi xwendina serpêhatî û dîrokan mijûl im.

Li ser Şerefnameyê çi gotin?

Şerefname, mêrxasname ye. Eger em hinek di nav rêz û rûpelên Şerefnameyê de dest bi gerê bikin, hûr hûr li ser bisekinin û lêbikolin, piraniya bûyerên tê de, ku dilkul û li berçav in, ya herî zêde bala mirov dikêşe, mêrxasiya nedîtî ya gelê Kurd e. Ji serî heta biniya Şerefnameyê Kurdekî tirsonek nakeve berçav, hemî kesên mêrxas, gernas û bêemsal in...
Hejar

Şerefname yekem, û hêj jî, berfirehtirîn dîroka Kurdan e ku ji aliyê Kurdan bi xwe ve hatiye nivîsîn. Wê, ku yek ji girîngtirîn berhemên sîstema feodal a Kurdan e, meşrûyî da sîstema mîrekiyan. Ev kitêb, dokûmentasyona dîroka dirêj a têkoşîna Kurdan a ji bo dewletbûnê ye. Wekî dîrokeke çînên hukumdar ên Kurdan, ku ji aliyê nûnerekî wan ê navdar ve hatiye nivîsîn.

Çîroka jiyana Şerefnameyê hêj nehatiye vegotin. Dîroka vê dîrokê, hem modêla hukumdariya kapîtalîst û hem jî modêla feodal ronî dike.

Di serdemên pêş-modern de, Şerefnameyê, di nav rêveberên mîrekiyan de hîsa aîtbûna Kurdistanê pêş xist. Wesa xuya ye ku gelek rêveberan ev kitêb ne tenê bi qewlê xwendineke sade xwendiye. Wan, Şerefname kiriye dîrokeke zindî û berdewama desthilatiya dewletê.

Monday, October 22, 2007

Nazîf Telek ê heyranê Bedlîsê ji nav me bar kir

Nazîf Telek (1957-30.09.2007 Düsseldorf) nivîskarek kurd, ji Bedlîsê bû.
Telek sala 1957 li Bedlîsê hatibû dinyayê. Li Tirkîyê di mektaba teknîkê da xwend, di sala 1980 ji ber kar û xebatên sîyasî, wekî gelek kesan derket der welat û li Almanya bû penaber. Telek li vir zimanê Almanî hîn bû berhemên xwe bi du zimanan, Almanî û Kurdî, piranî bi zimanê Almanî nivîsand. Endamê Yekîtiya Nivîskarên Alman û her usa jî endamê PENê bû.
Nazîf Telek 30.09.2007 de li Duseldorf ê ji ber nexweşiya pençeşêre çû ser heqiya xwe.

Berhem wî:
Rojda und die Binnen/Rojda û mêşên hungiv(almanî, kurdî
Newroz fur uns alle/Newroz(almani, tirki)
Dreî Covboys în kurdîstan
Von Kurdîstan nach Deutschland/Li Kurdîstanê sê kovboy
Dîe Starke der Lowîn/Hêza şêr (almanî,kurdî)
Sehnsucht nach Freiheit/Hesreta azadîyê (almanî, kurdî)
Martin & Misto. Die Geschichte einer Freundschaft/Martîn û Misto.Çîroka hevaltîyekê(almanî,kurdî)
Ihr lîeben în Bîtlîs/Jiyana wan li Bedlîsê(almanî kurdî)

Saturday, October 20, 2007

Bitlis Kalesi için ne yapılmalı?

Tesadüf olarak internette Bitlis kazıları hakkında bilgi ararken adresinize ve Bitlis Kalesi hakkında yapmış olduğunuz çalışmalardan haberim oldu. Aslında geçen yıl bir ticari iş için Bitlis'te bulunurken tel örgüleri aşarak Kaleye, yani kazı yapılan alana girmiştim. İnanın burada karşılaştığım manzara giriş dahi olsa Kürt kenti Bitlisin ve Kürt sultanlarına Kürt halkına kale olmuş bu yapının ne kadar görkemli ve ihtişamlı olduğunu hemen fark etmiştim. Muaazzam bir taş işçiliği ve özenle taş duvarların içinden hamama gelen toprak boruları gördüğümde Bitlis kalesinde yaşayan atalarımın çok büyük bir zenginliğe ve medeniyete sahip olduklarını daha da iyi anladım. Benimde çok ilgim var, Bitlis tarihine ve Kürt coğrafyasındaki Kürt eserlerine, ama malesef bilinçli bir takım hain eller bu eserleri yok ediyor, imha ediyor ya da kendi eserleri olarak kayıtlarda gösteriyorlar.
Bitlis kalesi kazı çalışmaları hakkında bende bir takım kaygılar yaşıyorum. Çünkü biliyorsunuz ki Bitlis Kürt tarihinde çok önemli bir yere sahip. İlk Kürt Tarihi yazılı kaynak da Bitlis Hükümdarı Şeref han tarafından yazılmıştır. Buna binaleyn bence kürtler ve tarihleri hakkında değerli eserler bulunmuş olması çok güçlü bir ihtimaldir. Çünkü Kürt beyleri ve hükümdarları, özellikle Bitlis Kalesinde yaşayan Kürt hükümdarları yaşadıkları çağ itibariyle çok ileri bir dünya görüşüne ve edebi gelişmişliğe sahiptiler. Her alanda dönemin en görkemli sarayları olarak kabul edilen yapılara kütüphanelere ve hazinelere sahip idiler, bunu bizzat Evliya Çelebi Abdal Hanı anlatırken, özellikle Bitlisin ve Kale yaşamının zenginliği hakkında bilgiler veriyor. İşte bu sebeple Bitlis Kalesi kazı çalışmaları hakkında halka ve sivil toplum kuruluşlarına kazı alanı açılmalı veya gerekli gerçek bilgilerin alınmasında yardımcı olunmalı, şeffaf bir çalışma yürütülmelidir. Bu konuda ne yapabiliriz Yaşar abi, en azından ben ne yapabilirim, bana yardımcı olursanız sevinirim.

Qela Bedlisê Qela Rojkan e, Qela Bedlisê cihê şêran e.

Ozcan Erboy

Bitlis Kalesi Için Imza Kampanyası

Bitlis Kalesi Arkeolojik kazılarının akademik dürüstlük ve sivil toplum denetiminde yürütülmesi, Kaleden çıkan eserlerin talan edilmesinin önüne geçilmesi, Kalenin restorasyon çalışmalarının tarihsel ve kültürel özüne uygun bir doğrultuda yapılması için Kürt kamuoyu ve ileri gelen toplum adamı, akademik, edebiyat ve siyaset çevresinden destek verildi.

Bu konuda imzalarıyla destek verenlerin listesi:


1. Salîh ÎNCE, Serokê Weqfa Kurdi ya kulturî li Stokholmê
2. Şefik BEYAZ, Serokê berê ya Enstîtûya Kurd a Stenbolê
3. Mustafa AYDOGAN, niviskar, werger
4. Murad CIWAN, Berpirsê Netkurdê
5. Faris Medenî MARŞÎL, Rojnameger, editor - Kurdinfo.com
6. Yekta UZUNOGLU, aborinas
7. MALMÎSANÎJ, Dîrokzan, lêkolîner
8. Mamoste Nûjen
9. Jan DOST, Romanivîs, Almanya
10.Çeto OMERî -Siyasetmedar- Swêd
11. Ali Mahmud MIHAMED Nivîsar, Holand
12. NAWENDA HALAPJA CHAK
13. Cemil GUNDOGDU
14. Roşhan LEZGÎN, Nivîskar, Diyarbekir
15. Baran HAMZA
16. Cemal BATUN, Rojnamevan, programçêker, Swêd
17. Kasım ERGUN, HAKPAR Genel Başkan Yardımcısı
18. Seyda GOYAN Berhevkarê Kelepora Kurd, Mûzisyen Şirnex
19. Omer OZMEN
20. Hozanê BENGÎ / Rojnamevan û Karkerê Civakî / Kopenhagen
21. Messud AKKO - NIVÎSKAR Û ROJNAMEVAN - KURDISTANA SURIA
22. Rocivan YEŞÎL
23. Gernas AMEDÎ (Rojnamevan)
24. Kutbettin OZER, Karlsruhe
25. Zinarê XAMO, Nivîskar
26. Hannan MUHEMED
27. Cihan ROJ
28. Ali YUZEN
29. Hemdullah YUMLU
30. Azad OZER
31. Mustafa YILDIZ
32. Ahmet TAŞ
33. Annett WОNKLER
34. Ana WEBER
35. Heidi MEYER
36. Mehmet KUMLU
37. Hidir PEKÎ
38. Bayram OZEL
39. Ali TAŞÇI
40. Ali SONMEZ
41. Giyasettin YILDIZ
42. Yildiz KAYA
43. Aysel CAY
44. Meral TILKI
45. Mahmut KORKMAZ
46. Hidayet TANRIVERDÎ
47. Sûle YILDIZ
48. Meryem AYYILDIZ
49. Cevdet KORKMAZ
50. Vahit YUMLU
51. Heja BAKURÎ
52. M. Ali HEMZE
53. Sîyamend BARAN
54. Reyhan AMEDÎ
55. Rojhad AMEDÎ
56. Baran HEMZA
57. Bayram AYAZ
58. Saîd ÇÎÇEK
59. Îhsan ŞENER
60. M. Şerîf ŞENER
61. Azîz ALIŞ, Biolog
62. Îbrahim MALGÎR
63. Zulkuf BEDLÎSÎ, Serbest meslek
64. Mîrhac MISTEFA, Hewlêr
65. Goranê CANO
66. Recep DİLDAR, şair, nivîskar
67. Doğan CEREN, şair
68. Mehdi ÇILGIN, rojnemevan, webmaster
69. Serhanê TORÎ
70. Sait AYDOGMUŞ
71. Selim TEMÎN
72. Saki GURSES, Sosyal Pedegog - Şêwirdar (danişman)
73. Faruk SANLI-(Hendezyar-Muhendis)
74. A. Hamit DOGRUL (helbestvan-fotokêş/Şair-fotoğraf sanatçısı)
75. Sami BOZKURT (hunermend /Mûzik Sanatçısı)
76. Taylan TARHAN (Xwendekar/Öğrenci)
77. Emrah OZGEN (Xwendekar/Öğrenci)
78. İlhan SAVAŞLI (Mamoste/Öğretmen)
79. Ekrem ZEREN (Karmend)
80. Şerefettin KILIÇ (Wesanger/Yayıncı)
81. İbrahim DEMİREL (MİMAR)
82. Kenan Fani Doğan – Stockholm
83. Ali BURAN
84. Osman CINAR
85. Sakip UZUN, Swêd, penaber
86. Osman AYTAR, Sosyolog/Universîteya Stockholmê
87. Hasan DERE, Şair-Yazar 88. Hasan ŞAHİN
89. Gulbaran YEKİTİ
90. Ferhat SAĞNIÇ
91. Sadik ŞAHİN
92. Remzi BARAN
93. Emin EROĞLU
94. Remzi BARAN-Dilgeş
95. Nahit ALTIN
96. Hûsnû KAYA
97. Cemal KOZ
98. Orhan ÇAYIRCI
99. Fatma OZEL
100. Meral TOPÇU
101. Mîrza KALENDER
102. Songul GULER
103. Osman AYTAÇ
104. Kasın GULER
105. Kemal OZKAN
106. Melahat AKIN
107. Cemil AKÇA
108. Bayram OZ
109. Halit ESMER
110. Ramazan DALKILIÇ
111. Ekrem DOLU
112. Ramazan DOLU
113. Bulent DOLU
114. Suzan KAN
115. Mujgan KESKİN
116. Atila ERGİN
117. Selim SADIK
118. Ahmet KANSIZ
120. Nurettin BEYAZ
121. Hayriye MUTLU
122. Kerim SAKİN
123. Guler HAKAN
124. Barış OZEN
125. Halil DALKIRAN
126. Serhat BİL
127. Ahmet SARI
128. A.Bekir SAYDAM
129. M. Şefîk ONCU, Nivîskar
130. Rodi İLGEN
131. Bedirxan EPOZDEMİR
132. Esmer ERGUN
133. Yoldaş YALÇIN
134. Newroz BAMER
135. Berzan BERTİ
136. Yıdız GUL
137. Sıddık ÇAKIR
138. Selahattin KIZIL
139. Hasan KAÇAR
140. Kamil GULER
141. Hasan ARDINÇ
142. Xalit KURUKOĞLU
143. Zişan SAPAN
144. Serpil KALE
145. Şengul ADSIZ
146. Berfin ACAR
147. Yusuf TANRIVERDİ
148. Kamil GOK
149. Kezban KESKİN
150. Nebahat COŞKUN
151. Abdullah GORGU
152. Abidin GUL
153. Sabahattın YORUK
154. Ayşe GURBUZ
155. Mustafa HAN
156. Turan DERMİRKOL
157. M. Ali YILDIRIM - Siyasetvan û Sozialpedegog
158.Bekiro
159. Riza GUMUS - Mehendis
160. Seracettîn BİTLİSLİ
161. Mahmud KİPER, Socionom
162. Hasan BİLDİRİCİ, Kurdistanpost sorumlusu
163. M. SARICA
164. Sedat GUNÇEKTÎ,
165. Murat SATIK,
166. Yakup ÇİÇEK,
167. Riza DİNÇ,
168. M. GOKTEPE,
169. A. Haydar OZDEMÎR
170. PD Dr. Dr. Umit Yazicioglu
171. Evdile KOÇER, Nivîskar
172. Alî Cahît KIRAÇ
173. C. Z. PÎRANIJ
174. Şêxmus DÎP, Sîyasetmedar
175. Necmedin CEBBARİ -Zankoy Kurdistan / Bajêrî Sine
176. Sedat KARAKAŞ
177. Taner UÇAR
178. Bekir TOPGÎDER
179. Baram UÇAR
180. M. E. Sîmek
181. Emo BUBANÎ
182. Serwan ABDULSELAMOGLU
183. Berfîn ABDULSELAMOGLU
184. Berkan
185. Maşalah ABDULSELAMOGLU
186. Eno BUBANÎ
187. Mîra ROJKAN
188. Îsmaîl GIRIKÎ
189. Serhad BAPÎR, Yunanistan.
190. Cihan GUL, Bitlisli
191. Ulfiye OZCAN, Sosyolog
192. Siyabend, Bîtlîsî
193. Seyyîd, Bitlisî
194. Hêvîdar
195. İdris DOGRU, Bitlis
196. Jîr DILOVAN / Nivîskar
197. Hemîd DILBIHAR, Helbestkar- Nivîskar
198. Sevgi ÇAÇAN
199. İnan AKYOL
200. Nizamettin TAŞ
201. Halil ATAÇ
202. Hıdır SARIKAYA
203. Hıdır YALÇIN
204. Tahsin İNANÇ
205. Osman ERDAL
206. Selahattin GUN
207. Umit BEYZADAG
208. Sevda Çelik TAŞ
209. Şehnaz ALTUN
210. Rahime Yıldırım ÎNANÇ
211. Perizad Şaban, Hozanvan, Swêd
212. Azad Sabri, Elektrîsyen, Swêd
213. Enwer KARAHAN, Çîroknivîs
214. Zeynelabidin Zinar, Niviskar/lêkolîner
215. Mehmet Habip ŞÎMŞEK, Karker
216. Mahmыd Lewendî, Nivîskar
217. Hesenê METÊ, Nivîskar
218. Alî ÇÎFTÇÎ (weşanger)
219. Gernas ROFERÎN, Mamosta/Helbestvan, Mêrdîn
220. Şuayip ADLIG. Fransa
221. Omer NORKOXÎ
222. Dilara WESTANÎ
223. Nasir UMIYÊ
224. Dr. Cuwan HEQÎ (Batu), Xwediyê malpera Serwext.com, Swed
225. Baran ZEYDANLIOGLU
226. Şivan PERWER
227. Ali USTA
228. Aysel ÇAY
229. Mustafa YILDIZ
230. Xanê NAMAN
231-Tahsin TOPLU
232. Cevdet YILDIZ
233. Abdullan KUMLU
234. Şukran ALTIN
235. Nurcan AYDIN
236. Nuri TARANCI
237. Nurettin AKLBAL
238. Nurcan ATA
239. Serap DOGDU
240. Nilufer OZER
241. Kasin NARLIDERE
242. Kazim ADAM
243. Alpay KOCAK
244. Niyazi ASIK
245. Remzi DOLUCU
246. Nihat ATEŞ
247. Mehmet Tc
248. Çetin BAĞCI
249. Seyfullah SONMEZ
250. Giyas RODİ
251. E. HATUNOĞLU
252. Saddin SONMEZ
253. Ayatullah RAHMAN
254. Duran BİLİKLİ
255. Efendi DURMUŞ
256. Deniz DURMUŞ
257. Serdar DURMUŞ
258. Hakan EROĞLU
259. Hakki ACAR
260. Nursen ELÇİ
261. Hasan GUNEŞ
262. Guneş YILDIZ
263. Hilmi KESKİN
264. Hasan KOYUMCU
265. Sedrettin SIRAT
266-Guler KOYUN
267. Zisan BALIKOĞLU
268. Jale SEÇKİN
269. Selim SEÇKİN
270. Elmas AYNACI
271. Hasan GOK
272. Hasan TORUN
273. Kemal YILDIZ
274. Kamuran BUYUKKAYA
275. Hasan KARA
276. Zubeyir TORUN
277. Nahit ALMA
278-Cemil GOKTUR
279. Gunay BİLGİN
280. Ayşe GUL
281. Senay KIZIL
282. Sait ÇURUKKAYA
283. Metinê XAMO, Karker Almanya/Giesen
284. Nesrîn ROJKAN
285. Vefa SONMEZ, Bidlisi
286. Nisredin SİLWANEYİ, Australia
287. Mustafa KALPAK
288. Engin KAYGALAK
289. Firat NEMRUD, Serokê Komela Kurdistanê, Seroka Partiya Çep û endamê meclisa şarawanî li bajarê Eskilstuna /Swêd
290. J. ALPİRANİ / www.beroj org
291. Murat ADAR, Parêzer
292. MUSTAFA KILIC
293. Dara CİBRAN, Editorê malpera Peyamaazadi, Lekoliner
294. Aydogan OZCAN
295. Serkan DELİ
296. Dara ERSOZMEZ
297. Dr. Ulaş Başar GEZGİN, PhD
298. Dizgun DENİZ
299. Serhad B. RÊNAS - Weşangerê Medyaya Kurdî/Nivîskar
300. Şakir TUTAL
301. M. Sıddık OLÇER
302. Nimet Mumtaz AYDIN
303. Leyla AYDIN
304. Ali BURAN, Kürt Politikacısı
305. Ibrahim DOKUMACI
306. Ibrahim GUÇLU, Amed
307. Ronî MIRAZ
308. Servet AKINCÎ
309. Mithat KAPLANKIRAN
310. Hanifi BAKIR
311. Simko
312. Evin ÇÎÇEK
313. Mustafa GUNDUZ
314. Doğan BATU
315. Hikmet ALTUN
316. Kazım BOSTANCI
317. Kamil KOÇ
318. Ayla YAĞMUR
319. NEJLA SONGUL
320. Nirgul ŞAHÎN
321. Hasan KAPLAN
322. DEVRİŞ KAÇAR
323. Dursun HAKAN
324. Kemal KUYUMCU
325. Yusuf HANTARCI
326. Kerim NALCI
327. Hatim GUL
328. Umit YILDIZ
329. Fikret YILDIZ
330. Haşim KOÇ
331. Ali KOÇER
332. Ali YAZICI
333. Zeki YAZAL
334. Yalçın NARLIDERE
335. Osman KOÇ
336. Osman AYYILDIZ
337. Selçuk KOYUN
338. Seyfettin BİNGOL
339. Şerafettin GOKÇE
340. Mustafa OZÇELİK
341. Husemadîn MOTKÎZADE
342. Mereto MOTKÎZADE
343. Ferman MOTKÎZADE
344. William Gurgîn MOTKÎZADE
345. Şahin BÎLÎCÎ
346. Merwanê BİTLİSİ, kurdislam.org
347. Mehmet UNLUDERE
348. Ronî MODKANÎ
349. Musa DERVİŞ
350. Koroxli KARAASLAN, Stenbol, Weşanên Dozê
351. Sîpan BÎTLÎSLÎ
352. Rifat SEFALÎ, Ogretmen, Yayıncı
353. Silêmanê Alîxan, rojnemevan, Duisburg- Elmanya
354. Faruk ARAS
355. Ismail TAHA- Mamhoste
356. Robin
357. Kamil Gokçe
358. Davut Gokçe
359. Adil Duran
360. Celal Bayır
361. Ali Bayır
362. Necati Dilipak
363. Necdet Koyuncu
364. Ozcan Kan
365. Selim Kara
366. Nizamettin Çayırlı
367. Songul Okçuoğlu
368. Şaban Okçeoğlu
369. İzettin Bağcı
370. Burhanettin Oz
371. Mehmet kara
372. Nuri Şahin
373. Mîrza Anıt
374. Şukran Ağabeydim
375. Halil Kalaoğlu
376. Mahzun Kala
377. Hamit Çol
378. Musa Kalıcı
379. Nurullah Atmaca
380. Cahit Atmaca
381. Şahin Kurt
382. Melih Handa
383. Kamil kurucu
384. Hasan Kurucu
385. Hamza Tosun
386. Gul Beyaz
387. Ahmet Beyaz
388. Lale Beyaz
389. Gulşen Atmaca
390. Kamil Kara
391. Şahin Ekber
392. Melahat Ekber
393. Xalıt Tımur
394. Kendal Herem
395. Mustafa Atmaca
396. Cemal Kara
397. Nazan Hamdipınar
398. Xelil Hazma
399. Hamit Duru
400. Ayşe Duru
401. Fahri Yazar
402. Dursun Kara
403. Kemal Pişkin
404. Vahît Atmaca
405. Ozcan Guler
406. Deniz Ekici
407. Ridvan Gokce
408. Siddik Satik
409. Ergul Satik
410. Mahmut Bakis
411. Songul Satik
412. Şenay Gokce
413. Saziye Kaya
414. Nimet Kaya
415. Suleyman Satik
416. Serdeşt Gokce
417. Robin
418. Dijwar
419. Havin SATIK
420. Kadir TOSUN, Yargitay Juri Uyesi (Isvec)
421. Yeko Ardil, Rojnamevan
422. Haki BİNGOL
423. M. Serim MUŞTAK
424. Nurtin MUŞTAK
425. Nuri MUŞTAK
426. Sadik MUŞTAK
427. Goman MUŞTAK
428. Zozan MUŞTAK
429. Zeyad MUŞTAK
430. Botan MUŞTAK
431. Recep Fisli
432. Cemal SAYGILI
433. Seyîdxan KURIJ
434. Cemil DEMİRCAN
435. Fettah KARAGЦZ (Çarçira Kitabevi) HAKPAR Gen. Baş. Yardımcısı
436. Azad AVCİ
437. Nezahad AVCİ
438. Metin ESEN- Ressam- yazar
438. Şîlan ALİŞ - Hunermend
439. Dîyar ALİŞ - Xwendekar
440. Dijwar BAMERNÎ
441. Dildar TAHA
442. Kurdo BAMERNÎ - Helvestvan
443. Xоsar CEMÎL- karmend
444. Hawar DOSTKÎ
445. Abdullah KERÎM - Karmend
446. Celadet ÇELÎKER – Doktor
447. Sofî DEMÎR
448. Bedrîye DEMÎR
449. Dildar DEMÎR
450. Sidqî HIRORÎ
451. Ibrahim KUREKEN
452. Feyyaz EKMEN
453. Abulkadir MUSA, Helbestvan
454. Selîm BUÇUK, Niviskar
455. Heyder OMER, Rexnegir û lêkolîner.
456. Cankurd/ endamê KDP-S û PEN a Kurd
457. Hafzallah NERWEY
458. Nail SEVER
459. Dilan SEVER
460. Ciwan SEVER
461. Fehim IŞIK, Sekreterê Giştî yê Kurt-Kavê
462. Salihê KEVIRBIRÎ, Rojnameger-Nivîskar, Stenbol
463. Ali ERTAŞ
464. Melek SEVER
465. Pervîn ARSLANARGUN - Berlîn
466. Çekdar ARSLANARGUN – Berlîn
467. Roza KURD, niviskar/mamoste
468. Şahin AYAZ
469. Metlube AYAZ
470. Cumali AYAZ
471. Cem ADAM
472. Ozcan ADAM
473. Yuksel HAN
474. Zeki TİL
475. Sema TİL
476. Tekmile ADAM
477. Gulay TİL
478. Nurten SUDUR
479. Mustafa SUDUR
480. Sadık BOZKURT
481. Soner BOZKURT
482. Şengul BOZKURT
483. Uğur SOYUBOL
484. Sevim SOYUBOL
485. Şeyh Mehmet KULAKSIZ
486. Nihat KОPER
487. Ciwan QOSERİ
488. Bahtiyar BEDLİSİ
489. Hişyar Barzan
490. Ümit SoyugüzeL ( NorşiN )
491. Guven Ozvan, Westan, Wan
492. Ozcan Erboy
493. Siberoj Hejesor ji Holenda
494. Can Kurd
495. NİHAT KİPER
496. Cemil Demircan
497. Recep Fisli
498. Mustafa Ozel
499. Cebbar Hekim
500. Sevgi Papşên
501. Yaşar ABDULSELAMOGLU


İmza ve destekler için:
qela_bidlis@hotmail.com

Monday, October 15, 2007

Bitlis Kalesi'nde Kazı Çalışmaları


Pamukkale Üniversitesi'nden (Pü) 20 Kişilik Bir Ekibin Bitlis Kalesi'nde Sürdürdüğü Arkeolojik Kazı Çalışmalarında, Kale Hamamından Sonra Mutfak ve Çok Sayıda Tandır Bulundu.
Pamukkale Üniversitesi'nden (PÜ) 20 kişilik bir ekibin Bitlis Kalesi'nde sürdürdüğü arkeolojik kazı çalışmalarında, kale hamamından sonra mutfak ve çok sayıda tandır bulundu. M.Ö. 312 yılında Büyük İskender tarafından Komutan Bitlis'e yaptırılan ve yıllardır bir sır gibi şehir merkezinde duran tarihi Bitlis Kalesi'nde kazı çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. 2004 yılında başlatılan ve 10 yıl sürecek olan kazı çalışmalarının ardından kalenin sırrının çözülerek Bitlis'in tarihine ışık tutacağı belirtildi. PÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Pektaş başkanlığındaki çalışmalarda hamam, mutfak ve çok sayıda tandır bulundu. Çalışmalar hakkında bilgi veren Pektaş, "Bu yılki kazı çalışmalarına 11 Temmuz'da başladık. 20 öğrenci ve öğretim görevlisi ile geldik, Bitlis'ten de 30 işçi aldık ve toplam 50 kişi ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz. 3 ayrı noktada çalışmalara başladık. Geçtiğimiz yıl ortaya çıkardığımız hamamın doğu tarafından genişletme çalışması yapıyoruz. Diğer 2 bölgede mutfak kısmı ortaya çıktı. Her 2 yerde de çok sayıda tandır bulundu. Bir arada olan tandırlarda ya büryan kebabı yapılıyordu ya da toplu yemeklerin yapıldığı yer olarak kullanılıyordu. Buraların son 100 yıl içinde kullanıldığını düşünüyoruz" dedi. Pektaş, derine inildikten sonra Bitlis'in tarihine ışık tutacak kalıntılar bulabileceklerini belirterek, "Şu anda ortaya çıkardığımız yapılar en son kaledeki yerleşime ait. Asıl tarih daha derinlerde. İleriki yıllarda daha derine indiğimizde burada Bitlis tarihine ışık tutacak kalıntıları bulabileceğimizi düşünüyoruz. Bu yılki çalışmalarımız eylülün ilk haftasında sona erecek" şeklinde konuştu.